Bu nedenle şu durumlar özellikle önemlidir:
- Aktif kanser: Hastalığın türü, evresi ve tedavi süreci değerlendirilmeden PRP uygulanmamalıdır. Özellikle tümör bulunan bölgeye yapılacak uygulamalarda daha sıkı bir değerlendirme gerekir.
- Kanser tedavisi devam eden hastalar: Kemoterapi, radyoterapi veya bağışıklık sistemini etkileyen tedaviler kan değerlerini, enfeksiyon riskini ve iyileşme kapasitesini değiştirebilir.
- Kanser remisyonda olanlar: Hastalığın kontrol altında olması veya geçmişte tedavi edilmiş olması, her durumda otomatik olarak yasak anlamına gelmez. Ancak onkolojik öykü ve uygulama bölgesi dikkate alınmalıdır.
2025 GRIIP uzlaşı çalışması, aktif kanser ile tedavi edilmiş veya remisyondaki kanseri birbirinden ayırmaktadır. Çalışmanın temel mesajlarından biri, klinik kararın hastalığın evresi, aktivitesi ve bireysel risklerle ilişkilendirilmesi gerektiğidir. Yazarlar ayrıca bu alandaki önerilerin çoğunun sınırlı doğrudan araştırma verisi nedeniyle uzman görüşüne dayandığını belirtmiştir.
Dolayısıyla geçmişte kanser tedavisi görmüş bir kişinin PRP yaptırıp yaptıramayacağına yalnızca hastalık adından hareketle karar vermek doğru değildir. Özellikle uygulama bölgesinde tümör bulunması veya aktif tedavi sürmesi durumunda ilgili onkoloji ekibinin görüşü alınmalıdır.
5. Kan Sulandırıcı İlaç Kullananlar ve Kronik Hastalığı Olanlar
Kan sulandırıcı kullanan kişilerin PRP yaptırıp yaptıramayacağı, ilacın türüne ve uygulamanın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Antikoagülanlar ve trombosit işlevini etkileyebilen bazı ilaçlar, hem kanama riskini hem de elde edilen PRP'nin özelliklerini etkileyebilir.
Özellikle aspirin, bazı antiplatelet ilaçlar, varfarin ve doğrudan etkili oral antikoagülanlar kullanan kişiler, işlem öncesinde ilaçlarını hekimlerine bildirmelidir. İlaçların kesilmesi her hasta için uygun değildir; bazı durumlarda ilacın kesilmesi, kanama riskinden daha ciddi sonuçlar doğurabilir.
İbuprofen ve naproksen gibi bazı nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar da trombosit işlevini etkileyebilir. Bununla birlikte bu ilaçların etkisi, kullanım süresi ve PRP hazırlama yöntemi gibi değişkenler nedeniyle bütün hastalar için aynı değerlendirme yapılamaz.
Kronik hastalıklarda da benzer bir yaklaşım gerekir:
- Kontrolsüz diyabet: Kan şekeri düzensizliği, yara iyileşmesini ve enfeksiyon riskini olumsuz etkileyebilir.
- İleri karaciğer hastalığı: Pıhtılaşma mekanizmaları ve trombosit sayısı etkilenebilir.
- Böbrek yetmezliği: Özellikle ileri evre hastalıkta trombosit işlev bozuklukları ve eşlik eden tedaviler dikkate alınmalıdır.
- Ciddi kalp-damar hastalıkları: Hastanın genel durumu, işlem stresi ve kullandığı ilaçlar değerlendirilmelidir.
- Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler: Enfeksiyon riski, hastalığın kontrol düzeyi ve beklenen yarar birlikte ele alınmalıdır.
Bu hastalıkların varlığı her durumda PRP'nin kesinlikle yasak olduğu anlamına gelmez. Ancak tedavinin olası faydası, riskleri ve mevcut alternatifleri karşılaştırılmalıdır. 2018 tarihli klinik öneriler derlemesi de PRP uygulamasının güvenliği ve etkinliğinin hastaya, endikasyona ve ürünün özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Current Clinical Recommendations for Use of Platelet-Rich Plasma).
6. Hamilelik ve Emzirme Döneminde PRP
Hamilelik ve emzirme döneminde PRP uygulamasına ilişkin doğrudan klinik araştırmalar sınırlıdır. Bu nedenle bu dönemleri kesin olarak güvenli veya kesin olarak yasak kabul etmek yerine, kanıtların yetersizliğini ve uygulamanın amacını dikkate almak gerekir.
Özellikle yalnızca estetik amaçla planlanan işlemlerde, beklenen yarar sınırlıysa ve tedavinin ertelenmesi mümkünse ihtiyatlı davranmak mantıklıdır. Hamilelikte kan hacmi, pıhtılaşma sistemi ve hormonal dengede meydana gelen değişiklikler de klinik değerlendirmeye dahil edilmelidir.
Emzirme döneminde ise uygulamanın kendisi, kullanılan ek ürünler, anestezik maddeler ve uygulama bölgesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. PRP'nin kişinin kendi kanından hazırlanması, işlemle birlikte kullanılan bütün maddelerin veya bütün uygulama protokollerinin güvenli olduğunu kanıtlamaz.
Burada önemli olan, yeterli veri bulunmamasını kanıtlanmış zarar ile karıştırmamaktır. Bilimsel belirsizlik, özellikle zorunlu olmayan işlemlerde, tedaviyi erteleme seçeneğinin değerlendirilmesini gerektirir.
7. PRP Herkeste Aynı Sonucu Verir mi? Araştırmalar Ne Söylüyor?
PRP'nin uygunluğunu değerlendirirken yalnızca yan etki ihtimaline odaklanmak eksik kalır. Bir tedavinin riskleri düşük olsa bile beklenen yararı gösterilemiyorsa o tedavinin uygulanması her zaman anlamlı değildir.
Bu konuda randomize kontrollü çalışmalar ve sistematik derlemeler önemli bilgiler sunar. Randomize kontrollü çalışmalarda katılımcılar farklı tedavi gruplarına rastgele atanır; uygun biçimde tasarlandığında bu yöntem, tedavinin gerçek etkisini plasebo veya başka bir uygulamayla karşılaştırmaya yardımcı olur. Sistematik derlemeler ise belirli bir araştırma sorusuna yanıt veren çalışmaların önceden belirlenmiş yöntemlerle taranmasını ve değerlendirilmesini sağlar.
Örneğin, 2021 yılında JAMA dergisinde yayımlanan RESTORE randomize klinik çalışması, diz osteoartriti bulunan 288 yetişkinde PRP ile serum fizyolojik enjeksiyonunu karşılaştırmıştır. Araştırmada katılımcılar 12 ay boyunca izlenmiştir.
Çalışmanın sonuçlarına göre:
- PRP grubunda diz ağrısı puanı ortalama 2,1 puan azalırken plasebo grubunda 1,8 puan azalmıştır.
- İki grup arasındaki ağrı değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (P=0,17P=0{,}17P=0,17).
- Diz kıkırdağı hacmindeki değişim açısından da gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (P=0,81P=0{,}81P=0,81).
- Önceden belirlenmiş 31 ikincil sonucun 29'unda gruplar arasında anlamlı fark görülmemiştir.
Bu bulgular, PRP'nin diz osteoartritinde her hastada etkili olacağı varsayımını desteklememektedir. Ancak araştırma yalnızca belirli yaş grubundaki, hafif veya orta dereceli diz osteoartriti bulunan kişilerle ilgilidir; sonuçları doğrudan saç dökülmesi veya cilt gençleştirme uygulamalarına genellemek doğru olmaz.
Kaynak: RESTORE Randomized Clinical Trial, JAMA.
Ortopedik uygulamalar üzerine yapılan başka bir sistematik derleme ve meta-analizde ise 36 randomize kontrollü çalışma ve toplam 2.073 hasta değerlendirilmiştir. Araştırmacılar, karşılaştırmaların önemli bir bölümünde kanıt kalitesini çok düşük bulmuş ve PRP'nin ağrı ile işlev üzerindeki etkisine ilişkin kesin sonuçlara ulaşamamıştır (sistematik derleme ve meta-analiz).
Buradan çıkarılacak sonuç, PRP'nin hiçbir koşulda etkili olmadığı değildir. Asıl çıkarım, etkinliğin uygulama alanına göre değiştiği ve bazı endikasyonlarda kanıtların yetersiz veya çelişkili olduğudur.
- Aktif kanser: Hastalığın türü, evresi ve tedavi süreci değerlendirilmeden PRP uygulanmamalıdır. Özellikle tümör bulunan bölgeye yapılacak uygulamalarda daha sıkı bir değerlendirme gerekir.
- Kanser tedavisi devam eden hastalar: Kemoterapi, radyoterapi veya bağışıklık sistemini etkileyen tedaviler kan değerlerini, enfeksiyon riskini ve iyileşme kapasitesini değiştirebilir.
- Kanser remisyonda olanlar: Hastalığın kontrol altında olması veya geçmişte tedavi edilmiş olması, her durumda otomatik olarak yasak anlamına gelmez. Ancak onkolojik öykü ve uygulama bölgesi dikkate alınmalıdır.
2025 GRIIP uzlaşı çalışması, aktif kanser ile tedavi edilmiş veya remisyondaki kanseri birbirinden ayırmaktadır. Çalışmanın temel mesajlarından biri, klinik kararın hastalığın evresi, aktivitesi ve bireysel risklerle ilişkilendirilmesi gerektiğidir. Yazarlar ayrıca bu alandaki önerilerin çoğunun sınırlı doğrudan araştırma verisi nedeniyle uzman görüşüne dayandığını belirtmiştir.
Dolayısıyla geçmişte kanser tedavisi görmüş bir kişinin PRP yaptırıp yaptıramayacağına yalnızca hastalık adından hareketle karar vermek doğru değildir. Özellikle uygulama bölgesinde tümör bulunması veya aktif tedavi sürmesi durumunda ilgili onkoloji ekibinin görüşü alınmalıdır.
5. Kan Sulandırıcı İlaç Kullananlar ve Kronik Hastalığı Olanlar
Kan sulandırıcı kullanan kişilerin PRP yaptırıp yaptıramayacağı, ilacın türüne ve uygulamanın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Antikoagülanlar ve trombosit işlevini etkileyebilen bazı ilaçlar, hem kanama riskini hem de elde edilen PRP'nin özelliklerini etkileyebilir.
Özellikle aspirin, bazı antiplatelet ilaçlar, varfarin ve doğrudan etkili oral antikoagülanlar kullanan kişiler, işlem öncesinde ilaçlarını hekimlerine bildirmelidir. İlaçların kesilmesi her hasta için uygun değildir; bazı durumlarda ilacın kesilmesi, kanama riskinden daha ciddi sonuçlar doğurabilir.
İbuprofen ve naproksen gibi bazı nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar da trombosit işlevini etkileyebilir. Bununla birlikte bu ilaçların etkisi, kullanım süresi ve PRP hazırlama yöntemi gibi değişkenler nedeniyle bütün hastalar için aynı değerlendirme yapılamaz.
Kronik hastalıklarda da benzer bir yaklaşım gerekir:
- Kontrolsüz diyabet: Kan şekeri düzensizliği, yara iyileşmesini ve enfeksiyon riskini olumsuz etkileyebilir.
- İleri karaciğer hastalığı: Pıhtılaşma mekanizmaları ve trombosit sayısı etkilenebilir.
- Böbrek yetmezliği: Özellikle ileri evre hastalıkta trombosit işlev bozuklukları ve eşlik eden tedaviler dikkate alınmalıdır.
- Ciddi kalp-damar hastalıkları: Hastanın genel durumu, işlem stresi ve kullandığı ilaçlar değerlendirilmelidir.
- Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler: Enfeksiyon riski, hastalığın kontrol düzeyi ve beklenen yarar birlikte ele alınmalıdır.
Bu hastalıkların varlığı her durumda PRP'nin kesinlikle yasak olduğu anlamına gelmez. Ancak tedavinin olası faydası, riskleri ve mevcut alternatifleri karşılaştırılmalıdır. 2018 tarihli klinik öneriler derlemesi de PRP uygulamasının güvenliği ve etkinliğinin hastaya, endikasyona ve ürünün özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Current Clinical Recommendations for Use of Platelet-Rich Plasma).
6. Hamilelik ve Emzirme Döneminde PRP
Hamilelik ve emzirme döneminde PRP uygulamasına ilişkin doğrudan klinik araştırmalar sınırlıdır. Bu nedenle bu dönemleri kesin olarak güvenli veya kesin olarak yasak kabul etmek yerine, kanıtların yetersizliğini ve uygulamanın amacını dikkate almak gerekir.
Özellikle yalnızca estetik amaçla planlanan işlemlerde, beklenen yarar sınırlıysa ve tedavinin ertelenmesi mümkünse ihtiyatlı davranmak mantıklıdır. Hamilelikte kan hacmi, pıhtılaşma sistemi ve hormonal dengede meydana gelen değişiklikler de klinik değerlendirmeye dahil edilmelidir.
Emzirme döneminde ise uygulamanın kendisi, kullanılan ek ürünler, anestezik maddeler ve uygulama bölgesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. PRP'nin kişinin kendi kanından hazırlanması, işlemle birlikte kullanılan bütün maddelerin veya bütün uygulama protokollerinin güvenli olduğunu kanıtlamaz.
Burada önemli olan, yeterli veri bulunmamasını kanıtlanmış zarar ile karıştırmamaktır. Bilimsel belirsizlik, özellikle zorunlu olmayan işlemlerde, tedaviyi erteleme seçeneğinin değerlendirilmesini gerektirir.
7. PRP Herkeste Aynı Sonucu Verir mi? Araştırmalar Ne Söylüyor?
PRP'nin uygunluğunu değerlendirirken yalnızca yan etki ihtimaline odaklanmak eksik kalır. Bir tedavinin riskleri düşük olsa bile beklenen yararı gösterilemiyorsa o tedavinin uygulanması her zaman anlamlı değildir.
Bu konuda randomize kontrollü çalışmalar ve sistematik derlemeler önemli bilgiler sunar. Randomize kontrollü çalışmalarda katılımcılar farklı tedavi gruplarına rastgele atanır; uygun biçimde tasarlandığında bu yöntem, tedavinin gerçek etkisini plasebo veya başka bir uygulamayla karşılaştırmaya yardımcı olur. Sistematik derlemeler ise belirli bir araştırma sorusuna yanıt veren çalışmaların önceden belirlenmiş yöntemlerle taranmasını ve değerlendirilmesini sağlar.
Örneğin, 2021 yılında JAMA dergisinde yayımlanan RESTORE randomize klinik çalışması, diz osteoartriti bulunan 288 yetişkinde PRP ile serum fizyolojik enjeksiyonunu karşılaştırmıştır. Araştırmada katılımcılar 12 ay boyunca izlenmiştir.
Çalışmanın sonuçlarına göre:
- PRP grubunda diz ağrısı puanı ortalama 2,1 puan azalırken plasebo grubunda 1,8 puan azalmıştır.
- İki grup arasındaki ağrı değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (P=0,17P=0{,}17P=0,17).
- Diz kıkırdağı hacmindeki değişim açısından da gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (P=0,81P=0{,}81P=0,81).
- Önceden belirlenmiş 31 ikincil sonucun 29'unda gruplar arasında anlamlı fark görülmemiştir.
Bu bulgular, PRP'nin diz osteoartritinde her hastada etkili olacağı varsayımını desteklememektedir. Ancak araştırma yalnızca belirli yaş grubundaki, hafif veya orta dereceli diz osteoartriti bulunan kişilerle ilgilidir; sonuçları doğrudan saç dökülmesi veya cilt gençleştirme uygulamalarına genellemek doğru olmaz.
Kaynak: RESTORE Randomized Clinical Trial, JAMA.
Ortopedik uygulamalar üzerine yapılan başka bir sistematik derleme ve meta-analizde ise 36 randomize kontrollü çalışma ve toplam 2.073 hasta değerlendirilmiştir. Araştırmacılar, karşılaştırmaların önemli bir bölümünde kanıt kalitesini çok düşük bulmuş ve PRP'nin ağrı ile işlev üzerindeki etkisine ilişkin kesin sonuçlara ulaşamamıştır (sistematik derleme ve meta-analiz).
Buradan çıkarılacak sonuç, PRP'nin hiçbir koşulda etkili olmadığı değildir. Asıl çıkarım, etkinliğin uygulama alanına göre değiştiği ve bazı endikasyonlarda kanıtların yetersiz veya çelişkili olduğudur.