Fareler regl olur mu ?

Selin

New member
Fareler regl olur mu? Sorunun arkasındaki bilimsel gerçek

Bu soruyu ilk kez araştırırken insanın aklına oldukça basit bir karşılaştırma geliyor: Dişi farelerin de hormonları değişiyor, yumurtlama gerçekleşiyor ve rahim gebeliğe hazırlanıyor; o hâlde neden insanlarda olduğu gibi regl kanaması görülmesin? Fakat üreme biyolojisinin ayrıntılarına girildiğinde mesele, “kanama var mı, yok mu?” sorusundan çok daha ilginç bir hâle geliyor.

Bilimsel literatüre baktığımızda cevap genel laboratuvar faresi açısından oldukça net: Yaygın kullanılan ev faresi (Mus musculus) doğal olarak regl olmaz. Bunun yerine yaklaşık 4–5 gün süren bir östrus (kızgınlık) döngüsünden geçer. Bu döngü proöstrus, östrus, metöstrus ve diöstrus evrelerinden oluşur. Rahim dokusu gebelik gerçekleşmediğinde insanlardaki gibi parçalanıp dışarı atılmak yerine büyük ölçüde yeniden emilir.

Fakat burada bilimsel açıdan çok önemli bir istisna var: dikenli fare (Acomys cahirinus) doğal olarak menstrüasyon gösteren bilinen tek kemirgen türüdür. Bu keşif, “fareler regl olmaz” şeklindeki eski ve fazla genelleyici ifadenin aslında doğru olmadığını gösteriyor.

Peki bu fark neden ortaya çıkıyor? Bunun için önce “östrus” ile “menstrüasyon” arasındaki farkı anlamak gerekiyor.

Östrus döngüsü ile adet döngüsü aynı şey değil

Gündelik dilde iki süreç kolayca birbirine karıştırılabiliyor. Oysa bilimsel olarak östrus döngüsü ve menstrüel döngü farklı üreme stratejileridir.

Laboratuvar faresinde döngü genellikle 4–5 gün sürer. Araştırmacılar bu döngüyü çoğunlukla vajinal sitoloji yöntemiyle takip eder. Bunun için vajinal örnek alınır ve mikroskop altında epitel hücreleri ile bağışıklık hücrelerinin dağılımı incelenir. Hücrelerin şekli, sayısı ve oranları hangi döngü evresinde bulunulduğunu belirlemeye yardımcı olur.

Örneğin östrus döneminde keratinize, çekirdeksiz epitel hücreleri daha belirgin hâle gelirken, diöstrus döneminde nötrofiller ve farklı epitel hücreleri görülür. Bu yöntem yalnızca akademik bir merak değildir. Araştırmacılar deneylerde hormon düzeylerinin ve üreme döngüsünün hangi aşamada olduğunu belirlemek için vajinal sitolojiden yararlanırlar.

İnsanlarda ise durum farklıdır. Menstrüasyon, gebelik oluşmadığında progesteron düzeyinin düşmesiyle endometriumun bir bölümünün kontrollü biçimde parçalanması ve kanamayla dışarı atılması sürecidir. Buradaki kritik biyolojik özellik, rahmin spontan desidualizasyon gerçekleştirmesidir.

Desidualizasyon, rahim iç tabakasındaki stromal hücrelerin gebeliğe hazırlanacak şekilde farklılaşması ve dokunun yeniden düzenlenmesidir. İnsanlarda bu süreç embriyo rahme ulaşmadan önce, her döngüde kendiliğinden başlayabilir. Farenin klasik üreme biyolojisinde ise desidualizasyon esas olarak embriyonun implantasyonuyla tetiklenir.

Bu küçük gibi görünen fark, neden bir türün regl olurken diğerinin olmadığını anlamada kilit noktadır.

Farelerin rahmi neden kanamak yerine dokuyu yeniden emer?

Burada evrimsel biyoloji devreye giriyor.

Mus musculus türünde gebelik gerçekleşmezse endometrium insanlardaki gibi geniş çaplı bir doku dökülmesine uğramaz. Literatürde bu durum, endometriumun yeniden emilmesiyle açıklanıyor. Dolayısıyla dışarıdan görülen tipik bir menstrual kanama meydana gelmiyor.

Menstrüasyonun oluşması için yalnızca hormonların değişmesi yeterli görünmüyor. Spontan desidualizasyon, progesteronun düşmesi, endometrial dokudaki damar değişimleri, bağışıklık hücrelerinin davranışı ve dokunun yenilenme mekanizmaları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle “dişi farede östrojen ve progesteron var, o zaman neden regl olmuyor?” şeklindeki bir çıkarım biyolojik olarak eksik kalır. Aynı hormonların bulunması, iki türde aynı anatomik sonucu oluşturmaz.

Araştırmacıların deneysel olarak farelerde menstruasyona benzer bir süreç oluşturabilmesi bu noktada özellikle ilginçtir. Ovariektomi yapılmış farelere östrojen ve progesteron verilmesi, rahim içinde yapay desidualizasyon oluşturulması ve ardından progesteron desteğinin kesilmesiyle endometriumda insan menstruasyonuna benzeyen doku kaybı ve vajinal kanama meydana getirilebiliyor.

Fakat burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: Deneysel olarak oluşturulan menstruasyon, farenin normal fizyolojik döngüsünde gerçekleşen doğal menstruasyon değildir.

Bu ayrımı yapmadan “fareler aslında regl oluyor” demek, deneysel model ile doğal biyolojiyi birbirine karıştırmak olur.

Dikenli fare neden bilim insanlarının ilgisini çekti?

İşin en şaşırtıcı tarafı burada başlıyor.

Acomys cahirinus, yani dikenli fare, kemirgenler arasında doğal menstruasyon gösteren benzersiz bir örnek olarak tanımlanıyor. Literatürde bu hayvanın yaklaşık 8–9 günlük bir menstrual döngüye sahip olduğu ve döngünün belirli bir bölümünde gözle görülebilir ve mikroskobik kanamanın ortaya çıktığı bildiriliyor.

Dikenli farede endometrium döngü sırasında belirgin biçimde kalınlaşıyor. Araştırmalarda luteal faz sırasında endometriumun kalınlığının yaklaşık 4–5 kat artabildiği, damar oluşumu ve desidualizasyonun meydana geldiği ve gebelik gerçekleşmediğinde yüzeysel endometrial tabakaların döküldüğü bildirilmiştir.

Bu nedenle dikenli fare, insan menstruasyonunun biyolojik mekanizmalarını araştırmak açısından klasik laboratuvar faresinden daha uygun bir model olabilir.

2020 tarihli kapsamlı bir karşılaştırmalı derlemede, menstruasyonun memeliler arasında son derece sınırlı bir özellik olduğu ve kemirgenler içinde dikenli farenin spontan menstruasyon açısından özel bir konum taşıdığı vurgulanmıştır.

Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç şu: “Fare modeli” tek bir biyolojik model değildir. Hangi fare türünün kullanıldığı, deney sonucunun insan biyolojisine ne kadar aktarılabileceğini ciddi biçimde etkileyebilir.

Bilim insanları bunu nasıl araştırıyor?

Bu konuda kullanılan yöntemleri bilmek, internetteki iddiaları değerlendirirken de oldukça faydalı.

Birinci yöntem vajinal sitoloji. Araştırmacılar günlük örnekler alarak hücre kompozisyonundaki değişiklikleri inceliyor. Böylece hayvanın östrus döngüsündeki evresi belirlenebiliyor. Bu yöntem nispeten basit, düşük maliyetli ve tekrarlanabilir olduğu için laboratuvar çalışmalarında yaygın biçimde kullanılıyor.
 
Üst