Arif Ekşi neden öldü ?

Selin

New member
Arif Ekşi neden öldü? Bir ismin ardındaki gerçek hikâyeyi ararken

İnsan bazen bir ölüm haberini okuyor ve sayfayı kapatamıyor. Çünkü haber birkaç cümleden ibaret olsa da insan zihni o cümlelerin arasındaki boşlukları doldurmak istiyor. Arif Ekşi'nin vefat haberini ilk gördüğümde bende de böyle bir his oluştu. “Neden öldü?” sorusu, aslında tek başına tıbbi bir meraktan çok daha fazlasını anlatıyordu.

Fakat burada önemli bir ayrım var: İnternette aynı isimle birden fazla Arif Ekşi bulunuyor. Bu nedenle farklı kişilere ait ölüm haberlerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Benim ulaşabildiğim güvenilir yerel haberlerde söz konusu Arif Ekşi, Rize'de Ekşioğlu ailesiyle bağlantılı genç Arif Ekşi. 4 Mayıs 2024 tarihli Rize haberlerinde, rahatsızlanmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldığı ve burada hayatını kaybettiği bildiriliyor. Haberlerde ölümün kalp krizi nedeniyle gerçekleştiği aktarılırken, ayrıca geçen yıl beyin tümörü ameliyatı geçirdiği bilgisi de yer alıyor. Rizedeyiz+1

Ama bu bilgiyi okuduktan sonra hikâye bitmiyor. Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.

Bir aile haberi, bir insanın bütün hayatı değildir

Rize'nin Değirmendere Mahallesi'nde o gün sıradan başlayan hayatın birkaç saat içinde değiştiğini düşünün.

Sabah evin içinde günlük telaş vardır. Telefonlar çalar, insanlar işe gider, çay demlenir, birileri alışveriş listesini hazırlar. Karadeniz'in birçok yerinde olduğu gibi aile bağlarının güçlü olduğu bir çevrede, insanın çevresindeki kişilerin hayatı kendi hayatından ayrı değildir.

Sonra bir telefon gelir.

“Arif rahatsızlanmış.”

İlk anda kimse bunun son telefon olacağını düşünmez.

Yakınları hastaneye ulaşmaya çalışır. Bir taraf ne yapılabileceğini düşünür; doktorlara ulaşmaya, gerekli bilgileri toplamaya, hastanede kimlerin bulunduğunu öğrenmeye çalışır. Başka biri ise daha farklı davranır. Konuşacak birini arar, aile büyüklerini haberdar eder, çocukların yanında ne söyleneceğini düşünür.

Burada insanların kriz anlarında farklı davranış biçimleri ortaya çıkar.

Erkek karakterlerden biri “Şimdi ne yapabiliriz?” sorusuna odaklanabilir. Telefon numaralarını toplar, ulaşım planlar, doktorla konuşulacak soruları sıralar. Kadın karakterlerden biri ise aynı anda “Annesine bunu nasıl söyleyeceğiz?” veya “Çocuklar duydu mu?” diye düşünebilir.

Bunları “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye kesin kurallara çevirmek doğru olmaz. İnsanların kişiliği, eğitimi, yaşadığı çevre ve aile içindeki sorumlulukları davranışlarını büyük ölçüde belirler. Fakat kriz anında çözüm üretme ile duygusal destek verme ihtiyacının aynı anda ortaya çıkması, hikâyenin insani tarafını görünür kılar.

Birinin plan yapması gerekir.

Birinin elini tutması gerekir.

Çoğu zaman aynı insan ikisini birden yapar.

Hastane koridorunda zaman neden farklı akar?

Hastane koridorları bana hep aynı şeyi düşündürmüştür: Normal hayatta dakikalar fark edilmez, fakat ölüm ihtimali ortaya çıktığında bir dakika bile insanın içine sığmaz.

Arif Ekşi'nin rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırıldığı ve burada hayatını kaybettiği haberlerde açıkça yer alıyor. Rize'deki yerel haberlerde ölüm nedeni kalp krizi olarak aktarılıyor. Aynı haberlerde daha önce beyin tümörü ameliyatı geçirdiği de belirtiliyor. Rizedeyiz+1

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şu: Önceki beyin tümörü ameliyatı ile ölüm nedeni arasında doğrudan bir nedensellik kurmak için elimizde yeterli tıbbi veri bulunmuyor. Haberlerde bu iki bilgi birlikte verilmiş olsa da “beyin tümörü nedeniyle öldü” demek, mevcut kaynakların söylediğinden daha ileri bir iddia olur.

Bazen internette yapılan en büyük hata tam olarak budur.

Bir haberde iki bilgi yan yana gelir.

Okuyan kişi aradaki bağlantıyı kendisi kurar.

Sonra o varsayım başka bir paylaşımda “gerçek” gibi yazılır.

Birkaç gün sonra ise kimse ilk bilginin nereden çıktığını hatırlamaz.

İşte ölüm haberlerinde güvenilir kaynak kullanmanın önemi burada ortaya çıkıyor.

Arif Ekşi'nin ölümünde kesin olarak ne biliyoruz?

Eldeki kaynakları ayırarak bakarsak tablo daha sade.

Rize merkezli haberlerde Arif Ekşi'nin 3 Mayıs 2024 gecesi yaşamını yitirdiği, rahatsızlanmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldığı ve ölümünün kalp krizi olarak aktarıldığı görülüyor. Cenazesinin 4 Mayıs 2024'te Rize Merkez Sahil Camii'nden kaldırılacağı duyurulmuş. Rizedeyiz+1

Rize Belediyesi'nin vefat kayıtlarında da Arif Ekşi'nin cenaze tarihi 4 Mayıs 2024 olarak yer alıyor. Kayıtta Değirmendere Mahallesi ve Sahil Camii bilgileri bulunuyor. Rize Belediyesi

Yerel vefat kayıtlarında ölüm nedeninin ayrıntılı biçimde yazılmaması da önemli. Çünkü resmi bir cenaze kaydı, haber metninden farklı amaç taşır. Bir kaynak ölüm tarihini ve defin bilgilerini doğrularken, başka bir kaynak olayın tıbbi boyutunu aktarabilir.

Dolayısıyla “neden öldü?” sorusuna mevcut haber kaynakları üzerinden verilebilecek cevap şudur:

Arif Ekşi'nin ölümü yerel haberlerde kalp krizi olarak bildirildi. Daha önce beyin tümörü ameliyatı geçirdiği de aktarıldı; ancak mevcut kaynaklar bu geçmiş hastalık ile ölüm arasındaki doğrudan tıbbi ilişkiyi ortaya koymuyor. Rizedeyiz+1

Bir ölüm haberinin arkasındaki toplumsal hikâye

Buradan biraz daha geriye çekilip bakınca başka bir hikâye görüyoruz.

Türkiye'de ölüm sadece bireysel bir olay değildir. Özellikle aile ve akrabalık ilişkilerinin güçlü olduğu topluluklarda ölüm, geniş bir sosyal çevreyi harekete geçirir.

Telefon zincirleri başlar.

Cenaze programı paylaşılır.

Uzakta yaşayan akrabalar yola çıkar.

Komşular yemek gönderir.

Birileri caminin önünde bekler.

Birileri evde kalanlarla ilgilenir.

Ve bazen yıllardır görüşmeyen insanlar aynı cenazede yan yana gelir.

Bu geleneklerin tarihsel kökleri oldukça derindir. Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar mahalle, aile ve akrabalık ilişkileri sosyal dayanışmanın önemli parçaları oldu. Modern şehir hayatında bu bağların biçimi değişse de özellikle küçük şehirlerde ve bölgesel topluluklarda cenaze törenleri hâlâ güçlü bir dayanışma alanı oluşturabiliyor.

Rize gibi güçlü aile ve hemşehrilik ilişkilerinin önem taşıdığı bir bölgede bunun izlerini görmek şaşırtıcı değil.

Bir ölüm, insanlara yalnızca kaybettikleri kişiyi değil, birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını da hatırlatıyor.

“Çözüm” ile “duygu” birbirinin karşıtı değil

Hikâyenin başında bahsettiğim iki farklı karakteri tekrar düşünelim.

Ali, telefonları organize ediyor.

Zeynep, Arif'in annesinin yanında oturuyor.

Ali “Doktor ne dedi?” diye soruyor.

Zeynep “Biraz su iç, sabahtan beri hiçbir şey yemedin” diyor.

Ali cenaze için gerekli işleri araştırıyor.

Zeynep ailede kimin yalnız kalmaması gerektiğini düşünüyor.

Hangisi daha önemli?

Bence soru yanlış.

Çünkü yas dönemlerinde hem pratik çözümlere hem de insani desteğe ihtiyaç var.

Üstelik bu davranışları yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak da eksik olur. Erkekler de son derece empatik olabilir; kadınlar da kriz anında son derece stratejik kararlar verebilir. Bir insanın yetiştiği aile, mesleği, yaşadığı travmalar ve hayat deneyimi, çoğu zaman cinsiyetten daha açıklayıcıdır.

Yine de toplumun erkeklerden “güçlü durmasını”, kadınlardan ise “duygusal yükü taşımasını” beklediği durumlar olduğunu inkâr edemeyiz.

Bu beklentiler bazen insanları kendi yaslarını yaşamaktan bile uzaklaştırabilir.

Cenazede ağlamayan bir erkek gerçekten daha az mı üzülmüştür?

Her şeyi organize eden bir kadın gerçekten duygusuz mudur?

Belki de bu soruların cevabı, ölümün kendisinden çok bizim insanlara biçtiğimiz roller hakkında bir şeyler söylüyordur.

Arif Ekşi'nin ardından kalan sessizlik

Bir insan öldüğünde haber sitelerinde birkaç satır kalıyor.

İsim.

Yaş.

Aile bilgisi.

Cenaze yeri.

Bazen ölüm nedeni.

Sonra haber arşivlere karışıyor.

Ama ailenin hikâyesi orada bitmiyor.

Bir evde sandalye boş kalıyor.

Bir telefon numarası rehberde duruyor.

Birinin adı söylenirken cümle yarıda kalıyor.

Belki yıllar sonra bir çocuk “Arif kimdi?” diye soruyor.

Ve aileden biri eski fotoğrafları çıkarıyor.

İşte bir insanın gerçek hikâyesi çoğu zaman haber metninin dışında yaşamaya devam ediyor.

Arif Ekşi hakkında ulaşılabilen kaynaklar bize ölümünün 2024 yılında Rize'de gerçekleştiğini, rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırıldığını ve yerel basına göre kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiğini söylüyor. Daha önce beyin tümörü ameliyatı geçirdiği bilgisi de haberlerde bulunuyor. Rizedeyiz+1

Bunun ötesine geçip bilinmeyen tıbbi ayrıntıları kesin gerçekler gibi anlatmak ise doğru olmaz.

Son söz: Bazen en doğru hikâye, bilmediğimizi de söyleyendir

İnternette ölüm haberleri üzerine konuşurken hepimizin biraz daha dikkatli olması gerekiyor.

Çünkü “neden öldü?” sorusu masum bir merak gibi görünse de arkasında gerçek bir ailenin acısı bulunuyor.

Arif Ekşi'nin ölüm nedeni konusunda mevcut yerel haberlerin verdiği bilgi kalp krizi. Öncesinde beyin tümörü ameliyatı geçirdiği bilgisi ise ayrıca aktarılmış durumda. Fakat bu iki olay arasındaki tıbbi ilişkinin ne olduğu konusunda kamuya açık kaynaklarda yeterli ayrıntı bulunmuyor. Rizedeyiz+1

Belki de buradan çıkarılabilecek en önemli ders şu:

Bir insanın ölümünü anlamaya çalışırken, boşlukları tahminlerle doldurmak yerine doğrulanmış bilgilerin sınırında durabilmek de bir saygı biçimidir.

Ve geriye şu soru kalıyor:

Bir insanı gerçekten tanımak, onun neden öldüğünü bilmekten mi geçer; yoksa hayattayken kimlere dokunduğunu hatırlamaktan mı?

Bence bu sorunun cevabını herkes kendi hayatından verebilir.
 
Üst